2 Temmuz 2014 Çarşamba

Nükleer

Güzel, yeşil, deniz kenarı, tatil beldesi ilçeme kurulmuş nükleer reaktör gibisin kız. Kıyama bize. Pardon da zaten bize kıyamazsın ki. Biz hiç biz olmadık ki. Naaber?

Gel ilk defa sev beni..

Gel ilk defa sev beni..

25 Haziran 2014 Çarşamba

1,5

Canım bana biraz daha acı koyarmısın
Şuraya şuradan içeri biraz
Evet tam oraya herşeyin attığı yere
Yemek masaya gelir gelmez hiç tatmadan tuz atarım ya hep
İşte onun gibi her geldiğimde önüne birazcık acı
Adıyamanlı olduğumdan değil öldürmeyince bağımlılık yaptığından belki
Belki de böyle dikkat çektiğimden
Hep 1,5 porsiyona olan meylim gibi bişeysin içimde
İçi mi dışı mı bi buçuk abi diye soran usta olsan
İçi tabi ki, dışım zaten çok buçuk
 Bu sıcaklarda çok yememek özellikle de çok içmemek lazım
 Bu saatlerde çok düşünmemek lazım
 Buralarda sürünsende ölmemen lazım
 Ve daha birsürü şey
Canım senin için zahmet olmazsa
Bana biraz daha acı koyarmısın
İçim 1,5
Bir yarım

Kolay değil

Sen de haklısın. Lambadan çıkan cin 3 dilek hakkın var dile benden ne dilersen dese 3 ü de sensin. Kolay işler değil. Valla değil.

1 bildiğin

Ne kadar da patolojik yaklaşıyoruz birbirimize, hiçbir hastalığımız derdimiz kederimiz olmasaymış hiç olmayacakmışız gibi. Kötü de olmaz mış mı hani? Böyle bile desen vardır bir bildiğin der susar atarım içime. Belki içime attıklarımın üzerine su içerimde bişeyler yeşerir. Yeşili hangimiz sevmeyiz. Tahminen yeni bir çile için sence ne kadar daha bekleriz. Hep diyorum ya sana bir gün iki gün değil. Diyorum ya ne olduğu neler geliştiği umurumda değil. O anlarda acaba hiç mi dinlemiyorsun beni. Yada o anları önemsemiyormuş gibi gözükmek için mi şimdi hiç dinlememiş gibi yapıyorsun seni gidi seni. Bu sefer değişecek bişeyler. Gidiyorum. Dönmemek için gidiyorum. Mutlu ol diye gidiyorum. Mutlu kalınca bana sirayet eder bi şekilde nerede olursam olayım biliyorum. Abartmıyor musun Fatih? Şüphesiz..

Haziranda öpmek zor

...

9 Mayıs 2014 Cuma

Bir yar bin cenaze

Hepinizi gömdüm. Nası oldu biliyor musunuz? Zeynepten zor, Aliden kolay.Hepinizi gömdüm. Bir nefes aldım o kadar toprak attıkdan sonra o yorgunlukla. Nasıl kan kokuyordu biliyor musunuz. Nasıl keskin kendi kanım kokuyordu. O kan kokusunu duysaydınız benimle tanıştığınız günü bana ilk ihanet ettiğiniz günü hatırlar ağlardınız. Ama öldünüz siz. Nasıl ağlayacaksınız. Hiç bana ağladınız mı. Hesapsız, kitapsız, sadece benim için sadece ben benim diye hiç güldürebildim mi acaba sizi. Tebessüm ettirebildiğimi bilsem siz ölürken hiç kanamazdım biliyor musunuz. Biliyorsunuz tabi. Beni benden iyi bilmeseydiniz nasıl öldürebilecektim ki ben sizi. Nasıl boğulacaktınız ki kanımda. Siz ölünce ben yalnız kaldım lan o nası olacak.Siz hiç orasını düşündünüz mü. Ben düşünmedim. Acaba ben yalnız kalmayayım diye mi tüm iyigünlüklerime, tüm hainlerime, tüm cezalandırıcılarıma sırt dönmedim. Acaba yalnız ölmeyi skilerek yaşamaya mı tercih ettim ben. Daha acabalarda olmam bile bunu ispatlamıyor mu hala. Öldünüz lan siz. Ben öldürdüm sizi. Daha neyin acabasındayız. Şey düşünüyorum lan sabahtan bu yana ara ara. Hani siz, siz hiçbiriniz ölmemişsiniz. Oturmuşuz bi yerde mekanı seçemiyorum flu. Ama kesin benim gelmek istemeyip de siz orada mutlusunuz diye geldiğim mekanlardan biridir. Yalnızken sizinle başbaşayken sadece ikimizken siz hepiniz ne kadar iyiydiniz lan. Ben başkaları olunca niye yine hep yalnız başınayken biz olduğumuz gibi kaldım. Ben oradan sınıfta kaldım dimi ama. O lütuf o rüya o sanrıydı belki. Kiminiz evlendi çocuğa karıştı, kiminiz batırdı işe güce karıştı yeni ortaklıklara, kiminiz yeni yeni flörtlerde başlangıç tarihlerini kendisi haber veriyor. En ağır darbeyi hanginiz vurdu diye düşündüm. Lan sanki bugüne kadar sadece acı verdiniz de bugün hepiniz toplandınız tek sefer de bi yara verdiniz. Hepiniz bir şehire bir semte lanet ettirdiniz ama. Bir Diyarbakır yandı mesela bende,bir Bursa bir Eskişehir bir Kuşadası bir İzmit yara kaldı Zaten beni en çok en kalabalık şehrimiz Istanbulda sktiniz. Acaba kalabalıkta daha mı iyiydiniz. Lan çok merak ediyorum. Siz benim ölülerim misiniz? Yoksa siz benim ölü katillerim misiniz. Hepiniz benden sonra arap atı gibi atak yaptığına göre sorun benim ölü toprağımmıydı acaba. Hep tam aralanırken tekrar göçük altında kalan mabedimmiydi. Hepiniz toplansanız gelseniz şimdi beni milim heyecanlandıramaz güldüremezsiniz çünkü öldünüz.Çünkü ölüsünüz. Nefes alan ölülerim. Keşke sizi boğabilecek kadar ağlayabilseydim de keşke boğularak ölseydiniz. Ama ne farkeder. Öldünüz siz. Siz. Tabiri caizse hayatımı sktiniz. Öldünüz lan. Hakkım helal canım haram olsun. Ama öldünüz. Sktirin gidin lan şimdi. Keşke sktirin gidin dememle gidebilseniz. Ama gidemezsiniz ki. Öldünüz siz.

1 Mayıs 2014 Perşembe

Stabilo

Bir kutu stabilo kalemim vardı hiç yazı yazmakta kullanmadığım. Çünkü benim için tek anlamı walkman pil süresini uzatmaktı. Ne kasetler sarıldı başa, ne şarkılar manuel yöntemlerle loop moduna alındı.

Bu dönemler senin radyodan kasete kayıp yaptığın dönemlere denk geliyor bi nevi. Rec ile Play tuşuna aynı anda basmalıydık ve Rec sonradan öğrendiğim üzere Recordun kısaltmasaydı aslında.

Belki şimdi üzülüyorsun 99.5 Capital Radyo’dan kaydettiğin o şarkıların isimlerini ve söyleyenlerini bilmediğine. O zamanlar Shazam’da yoktu. Ki olsa bile kuracak akıllı telefon olmadığından çok tutmazdı. Belki ondan yapmadılar. Kimbilir.

Çok otobüs yolculuğu yaptım ben, çok uyudum cam kenarı koltuklarda. Dönüş yollarında saçımın yağının otobüs camında bıraktığı izleri temizlesin diye yapılmıştı o camların perdeleri. Herşey bi şekilde bana hizmet ediyordu. Saçımın yağı sürdü bi müddet ben Elidor’la tanışana dek.

Tabi Elidor la ilk tanıştığımda pek bi aşamamıştık bu sorunu. Kullandığım salak model “kuru ve yıpranmış” saçlara. Raftan ben mi seçtim sanki. Şampuan seçme özgürlüğümün maddi özgürsüzlüklüğümden dolayı olmadığı ve bu işlerin maddi konuda bi hayli özgür babama kaldığı yıllar bu yıllar. Kendime ayrı şampuan aldırana kadar akla karayı seçmeceler.

Bu yıllar bir discman almak için bir yıl harçlık biriktirilen yıllar ve Sony o zamanlar gözümüzde şimdiki Apple. Bu durumda Walkman’da şimdiki Microsoft oluyor ki bu konulara çok giresim yok bu aralar mesleki deformasyon yaralarımı göstermemek adına.

Kulaklarımda iki kulaklık ve artık akraba olunan muavinlerdi hayatın bi bölümü. Sen hiç beklemediğim anda gelen kek, biten kolanın ardından getirilen ikinci kola gibiydin.

Yolların sonu sen oluyordun, keklerin, çayların, kolaların hatta inanmayacaksın suların bile sonu sen.
Bu skindirik çocukluğu hızlıca anlatmamın sebebi bu büyüme şeklinin benim özlem mesafe yaşayışı eksenimi oluşturdunu sunmaktı bir nevi. Eğer yanında olamıyorsam aradaki kilometre her bir metre yakınlaştığında bir metre daha mutlu olduğumu anlatmaya çalışmamdı.

Ben Adana’da sen Çorumdaysan sen Ankaraya gelince mutlu olandım ben.
Mesafelere takıntım bundandı ve bundan. Gitmelere hassasiyetim bundandı ve bundan.

Gitme burdan. Yada her neredeysen ordan.